gökten indirildiği sanılan kitap / Neden “Gökten İndiği Sanılan Kitaplar” ? | Tibbiyeli-Hikmet

Gökten Indirildiği Sanılan Kitap

gökten indirildiği sanılan kitap

Atatürk ve gökten indiği sanılan kitaplar

Mustafa Kemal Atatürk'ü dinsiz gösterip, bu milletin gözünden düşürme çalışmaları yıllardan beri planlı bir şekilde yürütülmektedir. Oysaki Atatürk'ün hayatının bütününe, söylevlerinin ve demeçlerinin tamamına ve anılarda geçen ikili diyaloglara baktığımızda onun, karanlık güçlerin göstermeye çalıştığı gibi biri olmadığı açık ve net bir şekilde karşımıza çıkmaktadır.    

"Atatürk; devletini, vatanını, milletini ve dinini satmamış; bunlar konusunda pazarlığı söz konusu bile etmemiştir. Müslüman ve dindar bir kimliğin dinsiz gösterilmesi O'nun kurduğu devletin de dinsiz olduğu yanılgısına insanları ikna içindir. O yüzden Atatürk vatandır, Atatürk bayraktır, Atatürk tam bağımsızlıktır, Atatürk birleştirici harçtır." (Prof. Dr. Haydar Baş, Hoş Geldin Atatürk, , s)

Atatürk'ü dinsiz göstermeye çalışanların en çok kullandıkları argüman, 1 Kasım tarihinde TBMM'nin 5. dönemin 3. Yasama Yılını Açış Konuşmasında kullanmış olduğu bir cümledir. Yaklaşık 3 bin sözcüğün kullanıldığı bu konuşmada Atatürk'ün anlatmaya çalıştığı şeyin üzerinde durmak yerine, binlerce sözcüğün içerisinden cımbızla bir ifadenin seçilmesi, yukarıda belirtilen sebeplerden ötürü olduğunu bize göstermektedir. 

Din aleyhinde kullandığı iddia edilen ifadede Atatürk şunu söylemiştir: "Bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır." 

Bu ifadeler 3 bin sözcükten cımbızlanmış sadece bir kaç sözcüktür. Özellikle bu ifadede kullanılan "sanılan" vurgusu Atatürk'ün dinsizliğine delil olarak gösterilmektedir. 

Yüce kitabımızda, Kur'an-ı Kerim'in indirilişiyle ilgili onlarca ayet mevcuttur. Fakat hiç birinde Kur'an'ın gökten indiğine dair bir ifade bulunmaz. 

Ayrıca Kur'an-ı Kerim'in gökten indiğini düşünen hiç bir Müslüman olduğunu da sanmıyorum. Nitekim öyle düşünen bir Müslüman, Allah'ın gökte olduğunu iddia ediyor demektir ki, Allah'a bir yer ihdas ettiği için küfre düşeceğini bilir. Ayrıca Allah'ın gökte olduğunu düşünmek, Allah'ın gökyüzünü yaratmadan önce nerede olduğu sorusunu akıllara getirecektir! 

Kur'an-ı Kerim'in indirilmesi gibi peygamberlerin gönderildiği de ayetlerde belirtilmektedir. Dolayısıyla peygamberlerin gökten gönderilmediğini herkes bilir. Peygamberlerin insanların içinden seçildiği ve Allah tarafından O'nun bir elçisi olarak görevlendirildiği ayetlerde açıkça anlatılmaktadır.  

Evet, Kur'an-ı Kerim indirilmiştir ama gökten değil. Allah'ın katından indirilmiştir.

Peki, o zaman "gökten indiği sanılan kitaplar" ne olabilir sorusu akıllara gelmektedir. Bu sorunun cevabını bulabilmek için Kur'an-ı Kerim'in dışındaki kitaplara bakmak gerekir.

Bu konuyla ilgili kısmet olursa pazartesi günü yeni bir yazı dizisine başlıyoruz. Yeni Mesaj gazetesinde yayınlanacak olan bu yazı dizimizde konuyu çok daha kapsamlı olarak ve kaynaklarıyla ele almaya çalıştık. Bu yazı dizimizde Atatürk'ün kullanmış olduğu o ifadenin açılımını yapmaya çalışacağız. Ve en sonunda göreceğiz ki Atatürk, kullandığı bu ifadelerle küfre düşmemiştir. Tam tersine Atatürk, dinine ve Kur'an'a son derece vakıf bir insan ve çok iyi bir Müslümandır.

O Yalan Çürüdü (Atatürk'ün "Gökten İndiği Sanılan Kitapların Dogmaları" Sözünün Sırrı) / Sinan MEYDAN

O Yalan Çürüdü (Atatürk'ün "Gökten İndiği Sanılan Kitapların Dogmaları" Sözünün Sırrı) / Sinan MEYDAN

İletigönderen Oğuz Kağan » Prş Oca 10,

O Yalan Çürüdü (Atatürk'ün "Gökten İndiği Sanılan Kitapların Dogmaları" Sözünün Sırrı)

Atatürk'ün 1 Kasım Meclis Açış Konuşması Nasıl Cımbızlandı

Öncelikle peşinen söyleyeyim ki bu yazıda amacım bazılarının yaptığı gibi elime bir "iman ölçer!" alıp Atatürk'ün imanını ölçmek değildir. Ayrıca bu kimsenin haddine de değildir. Atatürk yapıp ettikleriyle her şeyden önce Türk insanının canını, namusunu, vatanını kurtarmıştır. Bu ona minnet duymak için yeter de artar bile. Benim bu yazıdaki amacım çokça çarpıtılan bir konuyu açıklığa kavuşturmaktır.

Son zamanlarda sözüm ona “Atatürk’ün dinsizliğine” en büyük kanıt olarak onun 1 Kasım tarihli Meclis açış konuşmasının sonundaki “Gökten indiği sanılan kitapların dogmaları!” sözü gösterilmektedir. Atatürk’ün sürekli istismar edilen ve çokça çarpıtılan bu sözünü açıklamanın zamanı geldi de geçiyor bile:

Öncelikle Atatürk’ün o sözünü –Atatürk’ü dinsiz göstermek isteyenlerin yaptığı gibi cımbızlamadan- öncesiyle sonrasıyla ortaya koyalım. İşte Youtube’da yayınlanan “o videoda” yer almayan bölümleriyle Atatürk’ün 1 Kasım tarihli Meclis açış konuşmasındaki o kısım:

“Aziz milletvekilleri,
Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.(Alkışlar)
Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt; bağrından çıktığımız Türk ulusu ve bir de, uluslar tarihinin bin bir acıklı olay ve sıkıntı ile dolu yapraklarından çıkardığımız sonuçlardır.
Elimizdeki programın ruhu, bizi sadece bir kısım vatandaşlarla ilgilenmekten engeller, biz bütün Türk ulusuna hizmet ederiz. Geçen yıl içinde, parti ile hükümet kuruluşunu birleştirmekle vatandaşlar arasında ayrılık tanımadığımızı fiilen göstermiş olduk. (Var ol sesleri) Bu olayın bizim, devlet yönetiminde kabul ettiğimiz, ‘Kuvvet birdir ve o ulusundur’ gerçeğine uygun olduğu ortadadır.(Alkışlar) Gücün tek kaynağı olan Türk Milletinin seçkin vekillerini, büyük mutlulukla, eğilerek selamlarım.(Bravo, yaşa sesleri, şiddetli ve sürekli alkışlar)” (Millet Meclisi Tutanak Dergisi D. V, C. 20, Sa. 3, 1 Kasım ).

O Sözler, "CHP Prensiplerinin Hayattan Alındığı" Vurgusunu Güçlendirmek İçin Söylendi

Her şeyden önce Atatürk -tamamını buraya sığdıramayacağım için koymadığım- ’deki bu Meclis açış konuşmasında daha önceki Meclis açış konuşmalarında olduğu gibi Türk milletinin yükselmesi, ilerlemesi, refahı, mutluluğu için neler yapılacağını açıklamıştır. Ağır sanayinin kurulmasından, madenlerin işletilmesine, demiryollarından, kültür sanat politikalarına kadar Türk milletinin kalkınmasını sağlayacak birçok farklı alanda yapılanları ve yapılacakları sıralamıştır. Bütün bunları dönemin hükümetinin, CHP’nin yapacağını ifade etmiştir. Daha sonra “Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir.” demiş ve bu prensiplerin, yani CHP’nin ilkelerinin (6 ilke) zamana göre değişebilirliğini çok etkili bir şekilde vurgulamak için de “Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz” demiştir. Böylece Atatürk CHP’nin prensiplerinin (ilkelerinin) dogma (donmuş, kalıplaşmış, değişmez) olmadığını, bu prensiplerin hayattan alındığı belirtmiştir. Yani Atatürk, “gökten indiği sanılan dogmalar” sözünü kutsal kitapları aşağılamak amacıyla değil, CHP’nin prensiplerinin hayattan alındığını, dolayısıyla dinamik prensipler olduğunu çok güçlü bir şekilde ifade etmek için söylemiştir. Bu söylem tarzı (teşbih/benzetme) Atatürk’ün sıkça başvurduğu yöntemlerden biridir. Atatürk konuşmalarında özellikle öne çıkarmak, altını çizmek istediği noktaları böyle dikkat çekici, sarsıcı benzetmelerle, karşılaştırmalarla belirginleştirmiştir. Burada da CHP’nin prensiplerinin hayattan alındığını, bu prensiplerin değişebilirliğini, zamana uygunluğunu, dinamikliğini vurgulamak için çok radikal bir şekilde bu prensipleri kutsal kitaplardaki hükümlerle karşılaştırmıştır. Ancak Atatürk bu karşılaştırmayı yaparken –hep iddia edildiği gibi- asla dinlere, kutsal kitaplara hakaret etmemiştir. Burada kutsal kitapları yanlış anlayan din bezirganlarına üstü kapalı bir gönderme yapmış, onların kutsal kitap algılarını eleştirmiştir. Bunu ilerde ayrıntılı açıklayacağım.

Atatürk'ün, "Gökten İndiği Sanılan Kitapların Dogmaları" Sözünün Şifresi

Sırayla gidelim:

1. "Gökten indiği sanılan kitapların dogmaları” ifadesi İslam dinine saygısızlık değildir: Açıkça görüldüğü gibi Atatürk burada hangi kitaptan, hangi dinden söz ettiğini belirtmemiştir. İslam dini veya Kuran ifadesini kullanmamıştır. Genel olarak "kitaplar" ifadesini kullanmıştır. Burada İslam dinine ve onun kutsal kitabı Kuran’a bir hakaret söz konusu değildir.

2. “Gökten indiği sanılan kitaplar” ifadesinde ilahi dinlere hakaret yoktur: Şöyle ki: Evet! Burada bir eleştiri vardır, ancak bu eleştiri kutsal kitaplara değil, kitapların "gökten indiği sanrısına" yönelik bir eleştiridir. Çünkü ilahi dinlerin (Tanrısal kaynaklı-kitaplı dinlerin) kutsal kitapları "gökten inmemiştir". Hele hele son İslam dininin “gökten indiğini iddia etmek” abesle iştigal olur. Çünkü Kuran’ın gökten indiğini iddia etmek her şeyden önce Allah’ı gökte sanmak olur ki bu büyük bir yanılgıdır. İslam'da Allah mekan ve zaman üstüdür. Belli ki İslamın Semavi (göksel) din, Kuran’ın Semavi (göksel) kitap olduğu şeklindeki genel kabulden hareket edenler, yüzeysel bir bakışla, Kuran’ın gökten yere indiğini düşünmektedirler. Aslında gökteki bir tanrı inancı Hem İslama inananların hem de ona inanmayanların ortak bilinç altıdır. Oysa ki, İslama göre ne gökte bir tanrı vardır, ne İslam semavi bir dindir, ne de Kuran gökten inen bir kitaptır. Burada “inmek” sözüyle kastedilen “boyutsal” bir durumdur. İslami kaynaklara göre Kuran İslam peygamberi Hz. Muhammed’e vahiy şeklinde “ilham” edilmiştir, indirilmiştir, ama "gökten" indirilmemiştir. Kuran’da geçen “İnme” sözcüğünün Arapçası “Nüzul”dur ki, “Nüzul”(İnme) çok farklı anlamlarda kulanılmıştır, kullanılabilir. Bir kaç örnek vermek gerekirse: Örneğin “Nüzul” sözcüğünün kökü “NZL"dir. Buradan hareketle örneğin, “teNZiLat” indirimdir, ama “gökten indirim değil”, fiyatlarda indirimdir! “NeZLe” “sinüslerdeki akıntının akciğerlere inmesi” olayıdır. Burda "sinüs akıntısının gökten inmesi" değildir kuşkusuz! Hatta birde “inme” vardır, yani “felç”. Bilindiği gibi felç de gökten inmemiştir! Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Aslında bizzat İslam dininin ana kaynağı Kuran’da, Kuran’ın indiği ancak gökten inmediği açıkça ifade edilmiştir. Şöyle ki. Kuran’da (Zümer-1)’de “Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil hakîm(hakîmi)”. (نزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ) yani “Bu kitabın indirilişi aziz ve hakim olan Allah’tandır”. Elmalılı Hamdi Yazır başta olmak üzere bütün Kuran tercümelerinde bu ayet burada verdiğim meale yakın bir şekilde çevrilmiştir. Hiçbir tercüme de “gökten indirildi” ifadesi yoktur. Daha doğrusu “gök” “gökyüzü” ifadesi yoktur. Görüldüğü gibi Atatürk çok haklıdır. Gerçekten de kutsal kitapların, özellikle Kuran’ın gökten indirildiği hakikaten de bir “sanrıdır”. Demek ki, asıl dine hakaret “Kuran’ın gökten indirildiğini” sanmaktır. Demek ki neymiş! Atatürk Kuran’a, bugün ona dinsiz damgasını yapıştıranlardan çok daha fazla hakimmiş.

3. “Gökten indiği sanılan kitapların dogmaları” cümlesindeki “dogmalar” ifadesi kutsal kitap sözlerine hakaret değildir: Şöyle ki: bütün sözlüklerde “Dogma” sözcüğü “Kat'i olarak ileri sürülen fikir.” anlamındadır. Sözcük Fransızca “Dogme” sözcüğüne dayanmaktadır. “Dogma” sözcüğü Türk Dil Kurumu’nun “Türkçe Sözlüğü”nde aynen şöyle tanımlanmıştır: “(Fr. Dogme. Yunan. Fel.)Doğruluğu sınanmadan benimsenen, bir öğretinin veya ideolojinin temeli yapılan sav, nas.” (TDK, Türkçe Sözlük, 9. bas. Ankara, , s. ). Dolayısıyla kutsal kitapların “dogma” olduğunu söylemek gerçeği ifade etmektir. Bilindiği gibi Kuran’daki ilkelerin değişmez, zaman ötesi ilkeler, Fransızca söylersek (dogme) olduğunu bizzat Kuran ifade etmiştir, Müslümanlar da bu ilkeye inanmıştır. Asıl Kuran'ın "dogma" (değişmez) olmadığını söylemek Kuran'a hakarettir! Bu nedenle Atatürk “kitapların dogmaları” derken kutsal kitaplara ve özellikle de Kuran'a hakaret etmemiş, gerçeği ifade etmiştir. Nitekim Atatürk, söz konusu konuşmasında, “Bizim prensiplerimizi dogmalarla bir tutmamalıdır” dedikten sonra, “Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz” demiştir ki, burada da “dogma” sözcüğünün birebir sözlük anlamından, yani “Doğruluğu sınanmadan benimsenen, bir öğretinin veya ideolojinin temeli yapılan sav, nas.” açıklamasından hareket etmiştir. Atatürk, “Bizim prensiplerimiz dogma değildir” derken kendi prensiplerinin doğrudan doğruya yaşamdan alındığını, yani dogmaların aksine “doğruluğunun sınandığını” anlatmak istemiştir. Böylece devletin din kurallarıyla değil hayattan alınan kurallarla yönetileceğini anlatmak istemiştir. Yani laiklik vurgusu yapmıştır.

SONUÇ

“Fakat bu prensipleri (CHP ilkeleri), gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.” diyen Atatürk’ün aslında ne demek istediğini özetlersek:

1. Atatürk, bu sözü, CHP ilkelerinin değişebilir, zamana, hayata uygun ilkeler olduğunu daha iyi vurgulamak için “anlam güçlendirici” olarak kullanmıştır. Bu onun yöntemlerindendir.

2. Üstelik kutsal kitaplar, hele İslamın kutsal kitabı Kuran gökten inmemiş, Allah tarafından indirilmiş/ilham edilmiştir. Bu konuda “Zumer Süresi-1”de “Kuran’ın Allah tarafından indirildiği” ifadesi vardır, ancak Kuran’ın “gökten indirildiği” ifadesi, daha doğrusu “gök” ifadesi yoktur. Çünkü zaten İslam göre Allah gökte değildir. “Allah insana şah damarından daha yakındır, Allah her yerdedir.” Allah’ın gökte olduğu inancı eski pagan dönemlere (İslam öncesi zamanlara) ait bir kavramdır. Örneğin, eski Türklerde Tanrı’nın gökte olduğunun düşülmesi ve “Gök-Tanrı” ifadesinin kullanılması gibi. Yani Atatürk haklıdır, kutsal kitaplar, hele Kuran “gökten” inmemiştir. Bunu düşünmek Atatürk'ün dediği gibi "sanmaktır", "sanrıdır".

3.“Kitapların dogmaları” ifadesi de çok doğru bir kullanımdır. Çünkü “dogma” sözcüğü “değişmeyen kurallar” anlamına gelmektedir. Bilindiği gibi Kuran da sonsuza kadar değişmeyen, değişmeyecek bir kitaptır.

4. Atatürk, ölümünden yaklaşık bir yıl kadar önce bu kısa cümleye adeta o büyük DEHASINI saklamış gibidir. Nereden bilebilirdi cahil bırakılmış, dinle kandırılmış gelecek nesillerin onun bu kısa cümlesinde saklı dehayı görmek yerine bu cümleyi anlayamayacağını, hatta çarpıtacağını

Görüldüğü gibi Atatürk, günümüzün dindar geçinen Atatürk düşmanlarından çok daha fazla İslam dinine ve o dinin kutsal Kitabı Kuran’a hakimdir. Atatürk düşmanları Müslüman Türk insanının algıda seçiciliğine, derin bilinç altına hitap ederek, Atatürk’ün Meclis konuşmasını cımbızlayıp, o konuşmada geçen bazı ifadelerini -bütün cehaletleriyle- çarpıtarak “Atatürk’ün dinsizliğine kanıt” olarak göstermişlerdir. Ama ne demişler: Yalancının mumum yatsıya kadar yanar. Yatsı vakti beyler!

Ah Atatürk’ümüz ah! Nelerle uğraşıyoruz! Bıraktığın eserin anlamının ve kıymetinin farkında olmayan cahil “din istismarcıları” senin sözlerini çarpıtıp, sana nasıl iftiralar atıyor! Ah!..


Sinan MEYDAN / 9 Ocak , funduszeue.info
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler:
Kayıt: Sal Oca 27,
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Re: O Yalan Çürüdü (Atatürk'ün "Gökten İndiği Sanılan Kitapların Dogmaları" Sözünün Sırrı) / Sinan MEYDAN

İletigönderen gürsel » Pzt Mar 14,

kuran insanlığa gökten inmiştir bunu bilmeyecek kadar cahilsin birde müslümanlara dinini öğretmeye çalışıyorsun zamanı ve mekanı yaratan Allahtır ama Allahın yarattığı herşey zamana ve mekana bağımlıdır melekleri ve meleklerden olan cebrailide Allah yaratmıştır dolayısı ile yaratılmış olan cebrailde zamana ve mekana bağımlıdıfunduszeue.info önce Allah tarafından gayb aleminden varlık alemine indirilmiş varlık aleminde yine zamana ve mekana bağımlı olan cebrail isimli melek tarafından 23 senede gökten insanlığa indirilmiştir islama göre doğrusu budur.
Kullanıcı küçük betizi
gürsel
Üye
Üye
 
İletiler: 4
Kayıt: Pzt Mar 14,



Re: O Yalan Çürüdü (Atatürk'ün "Gökten İndiği Sanılan Kitapların Dogmaları" Sözünün Sırrı) / Sinan MEYDAN

İletigönderen Erkan Güçiz » Sal Mar 15,

Mustafa Kemal Atatürk, düşündüklerini açıkça söylemekten kaçan bir korkak değildir.

Mustafa Kemal Atatürk, söylediklerine yorum gerektirmeyecek kadar güçlü bir yazar ve hatiptir.

Ve Mustafa Kemal Atatürk, DOGMA sözcüğünün manasını hepimizden iyi bilir…

Atatürk’ün Yazdığı
Yurttaşlık Bilgileri

9) Din birliğinin de bir ulusun [ (14)] kuruluşunda etkili olduğunu söyleyenler vardır. Ne var ki biz, bizim gözümüzün önündeki Türk ulusu tablosunda bunun tersini görmekteyiz.

Türkler, İslam dinini benimsemeden önce de büyük bir ulus idi. Bu dini benimsedikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan İranlıların, ne de Mısırlıların ve başkalarının Türklerle birleşip bir ulus oluşturmalarına yol açtı. Tersine, Türk ulusunun ulusal bağlarını gevşetti; ulusal duygularını, ulusal coşkusunu uyuşturdu.

Bu çok doğaldı. Çünkü Muhammed'in kurduğu din bütün [ (15)] ulusallıkların üstünde yaygın bir Arap ulusçuluğu politikasına dayanıyordu. Bu Arap düşüncesi, ümmet sözcüğü ile ifade olundu. Muhammed'in dinini kabul edenler kendilerini unutmaya, hayatlarını Allah sözcüğünün yer yerde yükseltilmesine adamaya zorunlu idiler.

Bununla birlikte Allah'a kendi ulusal dilinde değil, Allah'ın Arap budununa gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve duada bulunacaklardı. Arapça öğrenmedikçe Allah'a ne dediğini bilmeyecekti. Bu durum karşısında Türk ulusu birçok yüzyıllar boyunca ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin, adeta bir sözcüğünün [ (16)] bile anlamını anlamadan Kuran'ı ezberleyip beyni sulanmış hafızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan hırslı hükümdarlar, Türk ulusunca ne olduğu, kim olduğu belirsiz cahil hocalar ağzıyla saçılan ateş ve azap ile korkunç bir karanlık ve karışıklık içinde kalan dini, kendi tutkuları ve politikaları uğruna bir araç olarak kullandılar. Bir yandan Arapları zorla buyrukları altına aldılar, bir yandan Avrupa'da Allah sözcüğünün kutsal parolası altında Hıristiyan uluslarını yönetimleri altına aldılar. Fakat onların dinlerine ve ulusallıklarına ilişmeyi düşünmediler. Ne onları ümmet yaptılar [ (17)] ne de onlarla birleşerek güçlü bir ulus yarattılar.

Mısır'da belirsiz bir adamı halifedir diye, yok ettiler; hırkasıdır diye, bir palaspareyi halifelik belgisi ve üstünlüğü olarak altın sandıklara koydular. Halife oldular.

Kimi zaman doğuya, kimi zaman batıya, kimi zaman da dört bir yana saldıra saldıra Türk ulusunu Allah için, peygamber için topraklarını, çıkarlarını ve benliğini unutturacak, yalnız Allah yolunda olacak denli derin bir kendinden geçmişlik ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Ulusal duyguyu yok eden, bu dünyaya değer verdirmeyen; yoksulluklar ve yoksunluklar ve kötülükler baş göstermeye başlayınca da, asıl gerçek mutluluğa öldükten sonra öbür dünyada kavuşulacağı inancını aşılayan dinsel dogma [ (18)] ve dinsel duygu, ne var ki ulusun uyanıp aklı başına geldiği zaman, şu acı gerçeği görmesine engel olamadı.

Bu korkunç manzara karşısında kalanlara, kendilerinden önce ölenlerin ahiretteki mutluluklarını düşünerek ya da bir an önce ölmeye dua ederek ahirete kavuşmayı öğütleyen bir din duygusu, dünyanın en acı tokatıyla Türk ulusunun vicdanındaki çadırını yıktı; çağrılıları, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. Türkler'in ortak vicdanı, derhal yüzlerce yıllık güçle ve açılıp ilerleme tutkusuyla, büyük bir coşkuyla çarpışıyordu. Ne oldu? Türk'ün ulusal duygusu artık ocağında ateşlenmişti. Artık Türk, cenneti değil, eski ve gerçek büyük Türk atalarının kutsal kalıtlarının, [ (19)] son Türk ellerinin savunma ve korunmasını düşünüyordu. İşte dinin ve din duygusunun Türk ulusunda bıraktığı anı.

10) Türk ulusu, ulusal duyguyu, din duygusuyla değil, fakat insanlık duygusuyla yan yana düşünmekten zevk alır. Vicdanında ulusal duygunun yanında insanlık duygusunun onurlu yerini her zaman korumakla övünç duyar. Çünkü Türk ulusu bilir ki, bugün tuttuğu dönülmez uygarlık yolunda bağımsız; fakat kendileriyle koşut düzeyde ilerlediği tüm uygar uluslarla [ (20)] karşılıklı insancıl ve uygar ilişki, elbette gelişmemizi sürdürmek için gereklidir. Ve yine bilinmektedir, ki Türk ulusu, her uygar ulus gibi geçmişin bütün evrelerinde buluşlarıyla, bulgularıyla uygarlık dünyasına katkıda bulunmuş insanların, ulusların değerini bilir ve onların insanlığa bıraktıkları kalıtsal anılan saygıyla korur. Türk ulusu, insanlık evrenine gönülden bağlı bir üye ailedir.
Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir.
Gazi Mustafa Kemâl Atatürk

Erkan Güçiz

Facebook - TC ERKAN GÜÇİZ
Kullanıcı küçük betizi
Erkan Güçiz
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler:
Kayıt: Çrş Eyl 29,

Re: O Yalan Çürüdü (Atatürk'ün "Gökten İndiği Sanılan Kitapların Dogmaları" Sözünün Sırrı) / Sinan MEYDAN

İletigönderen Aytigin Ata » Sal Mar 15,

°



Atatürk’ü etkileyen İmam Maturidi kimdir?


Eski diplomat ve Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin eski başkanı Gündüz Aktan’ın, “Atatürk’ün laikliği Hanefi ve Maturidi çizgidir” sözleri, kamuoyunda adeta bir İslam felsefesi tartışması başlattı. İmam Maturidi kimdi? Nasıl bir İslam anlayışı vardı?




Resim

Türkiye’de ulusalcılar ile milliyetçiler arasındaki görüş ayrımının giderek belirsizleştiği bir süreçte, MHP’nin çiçeği burnundaki milletvekili adayı, eski diplomat ve Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (ASAM) eski başkanı Gündüz Aktan, çarpıcı bir iddiada bulundu. MHP’nin piyasa ekonomisi ve küreselleşmede ‘bir problem yaşamadığı’ CHP ile din konusunda farklılıkları vardı. Aktan, bu görşünü Radikal Gazetesi’nde Neşe Düzel ile yaptığı röportajda şöyle ifade ediyordu:

“CHP'nin laikliğinde derin bir içerik yok. CHP'nin laikliği din dışı bir laiklik gibi görünüyor. Oysa Atatürk'ün getirdiği ‘Cumhuriyet’ laikliğinin din içeriği vardı. Bakın Diyanet işleri bakanlığı, Genelkurmay'la aynı zamanda kuruldu. Meclis'te tartışmaları yapılırken, Adalet Bakanı Seyit Bey çok önemli bir konuşma yaptı. ‘Biz amelde Hanefi, itikatta Maturidi'yiz’ dedi.

Bir din âlimi olan Seyit Bey'in okuduğu bu metni, baştan aşağı Atatürk yazdırdı. Atatürk'ün laikliğinin din içeriğini imam Maturidi oluşturdu; ama bu, sonradan unutuldu. Bunda CHP'nin payı da var. (Atatürk'ü öldüren-öldürten yahudi inönü Türk/Müslüman düşmanı oluşunu ölümünden sonra da torunları devam ettirmiştir, ettiriyorlarda.)”

İlginç ve entellektüel arka planı olan bir iddiaydı. CHP’nin ‘unutturduğu’ laiklik anlayışında, İmam Maturidi’nin payı vardı.
Aktan röportajda, imam Maturidi hakkında bilgi de veriyordu: “Bugün, 'Dindar insan laik olabilir mi' diye soruluyor. Evet, olabilir.
Bunun en iyi örneğini Maturidi verdi!

İmam Maturidi, yılları arasında Semerkand’da yaşamış olağanüstü bir din adamıdır. Bir dehadır, Türk’tür!

O, diyanetle siyasetin ayrılmasını savunan ilk kişi oldu ve ‘Kuran'ı yaratan Allah'tır. Allah vahyi yarattı. Allah vahyi yarattı da aklı kim yarattı?’ diyerek aklı savundu. Onun teolojisinde, aklını kullanan ve aynı zamanda da inanan birey vardır. 'İyilik ve kötülük sizden gelir, kaderinizden gelmez' der. O, kadere inanmaz. Bu çok önemli.”

Gündüz Aktan’ın bu görüşlerinden sonra, kamuoyunda adeta bir İslam felsefesi tartışması süregeldi. İmam Maturidi kimdi? Türk İslam felsefesini nasıl etkilemiş;
Atatürk, yeni cumhuriyetin din anlayışının inşa edildiği süreçte neden İmam Maturidi’nin görüşlerini ön plana çıkarmıştı?
Nasıl bir İslami anlayışı vardı? Aklı öne çıkaran bu din âlimi nasıl bir hayat sürmüştü?

Özbekistan’ın Semerkand şehrinin bugün dış mahallelerini oluşturan bölgelere Maturidi adı veriliyor. Kentin kuzeybatısında da ''Maturidi'' adında bir köy var. İmam Maturidi’nin hayatı hakkında çok fazla kaynak bulunmuyor. Ancak Abbasilerin merkezi otoritelerinin zayıfladığı bir dönemde, siyaseten halifeye bağlı olan Samanoğulları’nın Maveraünnehir’e hâkim oldukları dönemde yaşadığı biliniyor.
İslam Ansiklopedisi’ne göre, doğum tarihi bilinmiyor. Yani Aktan’ın da bir tahminde bulunduğu görülüyor. Ancak kuvvetle 9’uncu yüzyılın ortalarında doğduğuna inanılıyor.

İmam Maturidi’nin kökeni

İmam Maturidi ile ilgili bir iddia, Ebu Eyüp el-Ensari soyundan geldiğine ilişkin. Ancak bu iddia doğrulanamıyor. Zira kız tarafından torunlarından birinin Ensari ailesinden biriyle evlenmiş olması dışında bir bağı bulunmuyor. Buna karşılık bir başka iddia ise İslam felsefesinin bu değerli âliminin Arap olduğu yönünde. Ancak Maturidi’nin yazılarındaki gramer, ağırlıklı olarak Türkçeye daha yakın görülüyor. Yazılarında Farsçaya ağırlık vermesiyse, o dönemde Türk nüfusun ağırlıklı olarak yaşadığı Semerkand’da Farsçanın bilim dili olmasından kaynaklanıyor.

Asıl adı Ebu Mansur Muhammed B. Mahmud el-Maturidi es-Semerkandi olan Maturidi, Hanefi mezhebinin üçüncü kuşak âlimlerinden sayılıyor. Aykırı kişiliği, öncelikle adalet duygusuyla ortaya çıkıyordu. Örneğin dönemin zalimliğiyle ünlü sultanını adil ilan eden diğer din âlimlerinin küfre girdiğini belirterek, dönemin yöneticileriyle arasına mesafe koymuştu.

Türk-İslam felsefesinin bu özgün düşünürü, biraz bu yanıyla, biraz da farklı nedenlerle İslam bibliyografyalarında çokça adı geçen bir âlim olarak anılmadı.
>> Tarihçiler, Maturidi’nin, Hilafet merkezi Bağdat’tan uzak yaşaması, Arap tarihçiler tarafından kasıtlı olarak ihmal edilmesi, siyasi iktidarla anlaşmazlığı olması nedeniyle, eserlerinin medreselerde okutulmaması, şafiiler ve Malikiler tarafından görüşlerinin benimsenmemesi, aklı öne çıkaran görüşlerinin tutucu tarihçiler tarafından tehlike olarak görülmesi, hatta Ebu Hanife’nin otoritesini gölgeleyebileceği endşesi, eserlerinin dil ve üslup açısından sorunlu oluşu gibi gerekçelerle göz ardı edildiğini belirtiyor.

Kimi kaynaklara göre İmam Maturidi’ye atfedilen menkıbe ve rüyalar vardı;
Semerkand’da Hızır ile görüştüğü ve onun duasını aldığı, kerametleri olduğu ve yaptığı duaların kabul olunduğu gibi

Öğrencileri tarafından yaygınlaştırılan bu rivayetlere karşılık İmam Maturidi, dünya nimetlerinden istifade edilmesini yadırgayanlara, bunların insanların faydalanması için yaratıldığını söyleyerek karşı çıkardı.

İmam Maturidi’nin görüşleri

“İman etmek, mutlaka İbadet etmeyi gerektirmez”

—Maturidi, dinin gerekliliği konusunda iki kaynaktan yararlanmak gerektiğini düşünüyordu. Bunlardan biri akıl, diğeri ise nakil, yani toplumların kuşaktan kuşağa aktardığı bilgiydi.
Maturidi’ye göre bilginin üç kaynağı vardı. Bunlar insanın altı duyusu, haber ve nazardı. Maturidi’nin en belirgin özelliği aklı, duyu ve haber yoluyla elde edilen bilgilerin anlaşılması, yorumlanması, problemlerin çözülmesi ve değerlendirilmesi için vazgeçilmez bir araç kabul etmesiydi.

—Yavuz Sultan Selim, Mısır seferinden sonra halifelik makamı ile birlikte iki bin Arap din âlimini de İstanbul'a getirmişti. Bu âlimlerin etkisiyle gerek dilde, gerekse dinde ‘Arap’ ekolü hâkim oluyordu. Oysa Osmanlı’da bu gelişmeden önce Maturidi ekolü doğrultusunda bir eğitim ve bilim hayatı vardı.

—Maturidi’ye göre, maddi hayatın kendisi de Allah’ı anlatan ayetlerdi. Dolayısıyla aklı öne çıkaran bilimsel çalışmalar, Allah’a ulaşmanın bir yoluydu. Ancak İstanbul’a gelen Arap âlimler Eşari ekolündendi. Onlara göre ise, etrafımızı saran maddi âlem geçici ve değersiz bir gölge âlemiydi. Bu âleme ait varlıklarla ilgilenmek, onlar üzerinde düşünüp araştırmalar yapmak boş bir uğraştı. Onun yerine Ahiret âlemiyle uğraşılmalı ve oraya ait ilimler öğretilmeli idi. Bu anlayışın etkisiyle, medreselerdeki tabii bilimler dersleri kaldırıldı, rasathaneler yıktırıldı, bilimsel deney çalışmaları yasaklandı.

— Maturidi’ye göre adam öldürmek, zina etmek, içki içmek gibi büyük günahlar da mümini imandan çıkarmaz. Günahkâr olur. Günahkâr olan kimse tövbe ile kurtulabilir. Tanrı, Kuran-ı Kerim'inde, “Sizi yaratan O'dur, kiminiz inkârcı (kâfir), kiminiz mümindir. Ey inananlar! Mutluluğa ermeniz için hepiniz tövbe ederek Allah'ın hükmüne dönün” ayetleriyle müminlerin, işledikleri günahlardan tövbeyle affedileceklerini müjdeler.
Maturidi, amel ile imanı tutar ve amel ile imanın ayrı şeyler olduğunu savunur. Ona göre, iman etmek, mutlaka ibadet etmeyi gerektirmez.




Tempo / Rıdvan AKAR
'

◄•► T A N R I ◄•► T Ö R E ◄•► T Ü R K ◄•►

'

Kullanıcı küçük betizi
Aytigin Ata
Üye
Üye
 
İletiler:
Kayıt: Pzt Oca 18,
Konum: UK URUM KUN

Re: O Yalan Çürüdü (Atatürk'ün "Gökten İndiği Sanılan Kitapların Dogmaları" Sözünün Sırrı) / Sinan MEYDAN

İletigönderen gürsel » Sal Mar 15,

Aytigin Ata yazdı:
gürsel yazdı:kuran insanlığa gökten inmiştir.


İspat edebilir misiniz lütfen.

ispat edeyim,sinan meydan iddiasını islamı refarans alarak söylüyor bende kurana göre ispatlıyayımda öğfunduszeue.info göre zamanı ve mekanı yaratan Allatır o zaman zamandan ve mekandan münehzeh olan sadece Allahtır,Yaratılan herşey ister mahluk de ister varlık zamana ve mekana bağımlıdır insan funduszeue.infoerde yaratılmışlardır melekler ve meleklerden olan cebrail isimli melekte zaman ve mekana bağımlıdıfunduszeue.info nerden anlıyoruz kuranda mearic suresinin 4. ayetinde melekler ve ruh sizin gününüze göre 50 bin yılolan bie günde emredilen yere yükselir funduszeue.info ki melekler içinde bir zaman funduszeue.infoülmünteha kuranda geçer necm suresinin ayeti arapçadason sedir yaratılmış mahlukların gidebilecği son sınır gayb alemiile varlık alemi arasında hadislerde miraç hadisesinde cebrailin buradan öteye geçersem yanarım dediği nokta .Şimdi kuranın indirişi ile ilgili ayetlere bir bakalım duhan suresi 3. ayet andolsun ki biz onu yani kuranı hayırlı bir gecede indirdik yine kadir suresinin 1. ayetinde biz onu kadir gecesi indirdik buyruluyor bu ayetlerde kuranın bir gecede indirilişi anlatılırken furkan suresi ayette o kafirler dediki onu yani kitab bir seferde toplu olarak indirilseydi ya dediler halbuki biz kitabı parça,parça[ yani bilindiği üzere 23 senede] funduszeue.info müfessirler şöyle açıklamışlardır kuran bir gecede gayb aleminden varlık aleminin bir noktasına kurandada geçen ifadesi ile dünya semasına en yakın sema olan beytülizzete indirilmiş oradanda yani sema veya türkçe ifadesi ile gökten zamana ve mekana bağımlı olan yaratılmış bir mahluk olan cebrail taraFINDAN PARÇR,PARÇA yani 23 senede insanlığa indirilmiştir yani kuranın insana indirilişi göktendirANLAŞILDIMI
Kullanıcı küçük betizi
gürsel
Üye
Üye
 
İletiler: 4
Kayıt: Pzt Mar 14,




Re: O Yalan Çürüdü (Atatürk'ün "Gökten İndiği Sanılan Kitapların Dogmaları" Sözünün Sırrı) / Sinan MEYDAN

İletigönderen Aytigin Ata » Çrş Mar 16,

İnsanların yarattığı din, kitap, peygamber ve allahlara tapacak kadar cahil değilim, bilhassa ''Ay tanrısı Allah''a tapacak kadar pagan ve ilkel değilim. Benle tartışma. Sana sadece sormuştum; kuran'ın gökten=tanrı tarafından indirildiğini ispat et.
Edemedin, onun yerine aptal yazını buraya iki kez, sonra da fanatikçe özelden, yani üç kez gönderdin. Bir yalanı nekadar tekrarlarsan, okadar inandırıcı mı olur sandın!? Ben de bir dağa çıkayım ve kalın bir kitap yazayım, 15 ayetin içine de ''indirdim'', ''uçurdum'', ''salladım'', ''tutun'' yazdım ve dağdan aşağı fırlattım. Al sana bir ''kuran''! Hem Tanrı gerçekten bir kutsal kitap indirmiş olsaydı, Türkçe dilinde olurdu, çünkü:

Hak (Tanrı) buyurdu Cebrail'e, ''var!'' didi
''Âdem'i cennet içinden sür!'' didi

Geldi Cebrail Âdem'e söyledi
Hak buyurdigin Ayan eyledi

Cebrail didi "çikgil Uçmak'tan (Cennetten) Âdem
Tanri'nun buyrugi budur isbu dem!"

Niçe ki söyledi hergiz gitmedi
Cebrail'ün sözini işitmedi

Türk dilin Tanrı buyurdi Cebrail:
''Türk dilince söylegil dur git digil!''

Türki dilince Cebrail "hey dur!" didi
"Durugel, uçmağın (Cenneti) terkin (terk et/edin) ur" didi.

("KAYGUSUZ ABDAL" - Prof. Dr. A. GÜZEL - Akçağ Yyn.)
En son Aytigin Ata tarafından Çrş Mar 16, tarihinde düzenlendi, toplamda 2 kez düzenlendi.
'

◄•► T A N R I ◄•► T Ö R E ◄•► T Ü R K ◄•►

'

Kullanıcı küçük betizi
Aytigin Ata
Üye
Üye
 
İletiler:
Kayıt: Pzt Oca 18,
Konum: UK URUM KUN


Re: O Yalan Çürüdü (Atatürk'ün "Gökten İndiği Sanılan Kitapların Dogmaları" Sözünün Sırrı) / Sinan MEYDAN

İletigönderen gürsel » Cum Mar 18,

sana kurandan sadece bir ayet yazayıfunduszeue.infot 47 semayı biz bina ettik onu genişfunduszeue.info dünyası daha yüzyılda bile duragan bir evrene ezelden ebede yani bir başlangıcı olmayan bir evrene inanıfunduszeue.info bigbeng ile içinde yaşadığımız evrenin ve zamanın bir başlangıcı olduğunu müspet bilim buldu ve içinde yaşadığımız evrenin genişlemekte olduğunu halende bu genişlemenin devam etmekte olduğunu tespit etti bundan sene önce kuran bu ayette evrenin genişlemekte olduğunu belirtiyor üstelik ayette geniş zaman kipi kullanılmış genişletmekteyiz buyruluyor bu genişlemenin devam ettiği manasındadıfunduszeue.infoÇMİŞ ZAMAN KİPİDE KULLANILABİLİRDİ GENİŞLETTİK DERDİ BIRAKIRDI O ZAMAN KURANIN ALLAH KELAMI OLMADIĞI İNSAN KELAMI OLDUĞUNU SÖfunduszeue.info GİBİ BİN TANE MUCİZEYİ funduszeue.info sen ne olduğunu ne anlatmak istediğimi gene anlamadın deyilmi ALLAH ISLAH ETSİN BİRAZ OKU ARAŞTIR.
Kullanıcı küçük betizi
gürsel
Üye
Üye
 
İletiler: 4
Kayıt: Pzt Mar 14,


Re: O Yalan Çürüdü (Atatürk'ün "Gökten İndiği Sanılan Kitapların Dogmaları" Sözünün Sırrı) / Sinan MEYDAN

İletigönderen mali » Cmt Eyl 03,

Arkadaşlar boşuna kendinizi yormayın

Herşey ayan beyan funduszeue.infoşa kürek sallıfunduszeue.info kendilerini kandırıyorlar veya gerçeğe inanmak istemiyorlar ya da bu düpedüz ahmaklıktır.

Din, bir funduszeue.info demek Türkiyenin daha önemli sorunları var da ne demek?

Yarın öbür gün son nefesini verdiğinde ne Türkiye kalacak ne bir karış toprak

Yolunu kaybeden de dönülmez bir karanlığa gider.

Kur an da da geçtiği üzere --ALLAH nezdinde tek din islamdır--

Onlar kaçacak başka başka delikler arıyorlar.

Dönüşümüz ancak ALLAH a dır.

Kimseye birşeyi izah etmekte kendinizi zorlamayın.Çünkü zorladıkça kendilerine çekmeye çalışıyorlar.

Kafirun suresini hatırlayın ve ALLAH a havale edin.

(LEKUM DİNİKUM VE LİYE DİN)Sizin dininiz size, benim dinim banadır

Şüphesiz ALLAH nurunu tamamlayacaktır.
Kullanıcı küçük betizi
mali
Üye
Üye
 
İletiler: 1
Kayıt: Cmt Eyl 03,


Şu dizine dön: Sinan MEYDAN

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

gökten indirildiği vaadedilen derken beni iplemeyin demiştir.
(bkz: salla gitsin)

edüt: bravo, gördüğüm en hızlı düzeltmeydi.
vahiy yoluyla bildirilen ayetlerdir, indirilen basılı bir kitap yoktur. zira yaradanın matbaası da okuyucusu da yarattığı haddini bilmez kuludur. ha neden haddini bilmez olabilecek bir yapıda yaratmıştır, o ayrı konu.

atatürk'ün yılında meclis açış konuşmasında şiddetle karşı çıktığı dogmalardır. tam metin:

Bizim devlet idaresindeki ana programımız CHP programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz ilhamımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. *

(bkz: özne)
(bkz: yüklem)
(bkz: nesne)

funduszeue.info?docid=#docid=
canlısı burada olan ifadedir. ancak bu konu hiç tartışılmaz, hep es geçilir. bence saklanacak bir şey de yok. atatürk'ün ifadesi açıktır.

milyonlarca insanın ölümüne, köleleştirilmesine, tecavüze uğramasına neden olmuştur.

bu dogmaları devam ettirenlerin bu katil, sübyancı, tecavüzcü kabiledaşlarından en ufak farkı yoktur.

mustafa kemal böyle bir söylemde bulunmuştur, ama bunu direkt "din devleti" olan bir devletin sonunda kurduğu yeni devletin , üstelik de kendisinin kurduğu parti programını anlatırken, söylemiştir. ben bu söylemden " din kitabına göre değil parti programına göre hareket edeceğiz" anlamını çıkartıyorum. bu atatürk inançsızdır anlamına gelmez. sadece orada bulunan milletvekillerine -ki çoğu hayatlarının ilk kısımlarını, din devletinin içerisinde geçirmişlerdir, o zamanların sona erdiğini bildirmek anlamına da gelir.

dogma her türlü programın içinde yer alır , haddızatında chp partisinin programı da dogmadır. bir diyet programı da dogmatik olmazsa işe yaramaz. dogma birşeyleri belirli bir sınır icerisinde tutmaktan başka birşey değildir. bu açıdan bakınca atatürk´ün söylemi daha iyi anlaşılır. ayrıca "gökten indirildiği sanılan" lafı da, o kitaplar gökten indirilmemişler anlamına , ne kadar gelir, orası da bayağı tartışılır. mesela ben kuran´ın "gökten indirildiği sanılan" kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. herhalde ki kuran ın söylemleri de insana belirli bir format vermek olduğuna göre, o da bir dogmadır.

bunun bu şekilde değerlendirilmesi gerekir. ve özellikle nutku okuyanlar bilirler ki, yazdığı yazılardaki manaları çok dikkatlice seçerdi. burada gerçekten neden bahsettiği muallaktadır mustafa kemal´in. ama cümleyi bu şekilde kurup, o anki ortamda anlaşılmasını istediği şekilde, anlaşılmasıni sağlamış olmalıdır. mustafa kemal, merzifon´da türkiye´nin komunizmi kabul etmesi koşuluyla yeni türk devletine yardım edebileceklerini söyleyen sovyet generaline de orada "biz komunist falan olmayacağız" dememiş, orada da o generali muallakta kalan birtakım söylemlerle oyalamıştır. bu, kuvay-i milliye´ye sovyetlerin yardım etmesi imkanını açmıştı.

politika hele yeni türkiye devleti kurulurken ki politika, son derece kaygandı. bu tür söylemler o zamanlar gerekliydi. unutulmasın ki, mustafa kemal´in samsuna çıkması da "ayaklanmaya başlayan türk çetelerini bastırmak amacıyla", ingilizlerin padisah´a baskısı ile gerçekleşmiş bir iştir !!! mustafa kemal orada da kendisini samsun´a gönderen saray erkanına alenen "ben gidip sizin saltanatınızı yıkacağım" dememiştir.

yukarıda bahseden sözde gerçekten neden bahsettiğiyse tahminen hep muallakta kalacaktır. ama ben bu sözün de diğer başka mustafa kemal söylemleri gibi, "o an söylenmesi gereken sözlerden birisi" olduğunu düşünüyorum.

atatürk'ün söylememiş olabileceği sözdür.

konuşmanın ilgili yerinde atatürk tamlamanın ortasında bir es vermektedir. "Gökten indiği sanılan, kitapların dogmaları" idir söylediği. Burada gökten indiği sanılan kitaplar değil dogmaları olabilir.

o zamanın meclisi bugünkü meclis gibi değildi. herkes tuttuğu takımın konuşmacısı konuştuğunda ağzından çıkan her sözü alkışlamıyordu. Eğer ki atatürk'ün orada kastettiği kitaplar gökten inmemiştir tarzında bir cümle olsaydı bir kişi olsun orada bağırır bir şey yapardı diye düşünüyorum.

konuşmanın tam metni tbmm sitesinde var. oradan fikir edinebilmek için konuşmanın ilgili cümleden bir önceki kısmına baktım. Orada da dış politika ile ilgili yuvarlak laflar var.

Ayrıca bir de şu var, sanmak fiili tdk'ya göre "bir şeyin olma veya olmama ihtimalini kabul etmekle birlikte, olabileceğine daha çok inanmak, zannetmek, zanneylemek" demek. burada atatürk'ün söylediği şey, sandığım demeyip de sanılan dediğine göre, insanların gökten inme ihtimali bulunmasına karşın gökten indiğine inandığı kitaplardır ki bu tabirde de bir hata yoktur. zaten hepimiz de bunu kabul etmiyor muyuz? O kitapların gökten inmemiş olma ihtimali var ve nüfusun büyük çoğunluğu bunu bildiği halde inanmayı seçiyor.

virgül koyarak söylediği şeyi iyi göstermeye çalışan atatürk sizin dostunuzdur arkadaşınızdır diyen elemanlara götümle gülmeme sebep olan söylem.

kuran-ı kerim'in mealini yazdırıp sonrada onu görmezden gelen atatürk.

bana biraz saçma geliyor. eğer din düşmanı isen neden kuran-ı türkçeleştirip insanların daha iyi anlamasını sağlıyorsun.

yok din ile aranda bir sorun yoksa bu söylemi neden halka paylaşıyorsun.

ya olmayan bir olayı bize olmuş gibi yutturuyorlar yada o dönemde bilmediğimiz gerçekler var.

tarihimiz kısıtlı olduğu için çoğu olayı öğrenmemiz imkansız.

bunu söyleyen adam ayrıca "gökten indirildiği sanılan kitap"ın mealini yazdırmış. ne kadar ilginç değil mi?

dünyevi işlerle öbür dünyanın işlerinin ayrı olmasını gerektiğini çok iyi anlatmıştır. Metnin tamamına baktığında devletin idaresinden bahsediyor. Devlet insanın ürettiği bir yapıdır ve dünyevidir. Bundan dolayı da bunun kurallarını insanın belirlemesinden doğal ne vardır. Bu sözlüğü bir insan evladı tasarladı ve bunu açtığında dini kitapların kurallarını mı koydu şart olarak? Koyamaz zaten dini kitaplarda da böyle bir içerik bulamazsınız da. Devlet işleri için de aynı durum mevcuttur. Dini kitaplarda ibadet ve bazı anlatılar mevcuttur. Burada devletini şöyle yönet şöyle vergi al ibaresi geçmez bu yüzden insanoğlu kendi kanunlarını yazar ve uygular.

Bunun yanında Atatürk halkının dinine saygılı olduğundan ve onların dini öğrenmesini istediğinden hem türkçeleştirme ve mealini yazma görevini vermiştir ki türkçeleştirme işini osmanlıyı sevmesiyle islamcı olmasıyla bilinen mehmet akif ersoy'a vermiştir. MEalini de yanlış hatırlamıyorsam elmalılı hamdi'ye vermiştir varın gerisini siz düşünün. Atatürk Müslüman mıydı değil miydi onu bilmem ama dünyevi işlere dinin karıştırılmaması gerektiğini anlamış ve uygulamış aynı zamanında halkında dinine saygı gösterdiğinden onların dini gerçekten öğrenmesini ve doğruyu bulmasını istemiştir dolandırıcı hocalardan, cemaatlerden kurtulmasını istemiştir.
Bunun kadar asil bir davranışı yydan beri göremiyoruz siyasetçilerimizde. O zamanlarda satır altı kur'an tercümeleri yapılmıştır onlardan sonra bir de Atatürk bunun için çabalamıştır.
Atatürk'ü doğru anlamalı ve doğru anlatmalıyız. Cımbızla bir cümlesini çekerek yargılamak çok yanlıştır.

Dinimizin o dönemde elden gitmesini temsili olarak gösteren cümle.

Atamızın zamanında söylediği müthiş sözdür. Bazı Atatürk düşmanı soysuzların ve yobazların zoruna gider.

Gökten yada yerden bilmem ama insanın sahip olduğu en büyük deger akıldır, fakat bunun hangi yollarda kullanıldığıdır asıl önemli olan gerisi teferruattır. Bunu yönlendirecek olan şeyde ''ViCDAN'dır'' Birazda irade diyeylim zaten irade kişinin inancının ne derece kuvvetli olduğunu ortaya koymaya yeterli olsa gerek.

Atatürk'ün ne demeye çalıştığını anlamadığım konuşma bölümü.

Sanırım tüm konuşma elimizde yok ve ben belki 1 saatlik bir konuşmanın sadece 30 saniyesini dinleyerek yorum yapmayı doğru bulmuyorum.

aslında doğru söylemiştir kitap gökten inmemiştir, ayet ayet muhammede ezberletilmiştir.

"ile bir millet yönetilmez."

Diye devam etmesi gereken söz.

nest...

çamaşır makinesi ses çıkarması topuz modelleri kapalı huawei hoparlör cızırtı hususi otomobil fiat doblo kurbağalıdere parkı ecele sitem melih gokcek jelibon 9 sınıf 2 dönem 2 yazılı almanca 150 rakı fiyatı 2020 parkour 2d en iyi uçlu kalem markası hangisi doğduğun gün ayın görüntüsü hey ram vasundhara das istanbul anadolu 20 icra dairesi iletişim silifke anamur otobüs grinin 50 tonu türkçe altyazılı bir peri masalı 6. bölüm izle sarayönü imsakiye hamile birinin ruyada bebek emzirdigini gormek eşkiya dünyaya hükümdar olmaz 29 bölüm atv emirgan sahili bordo bereli vs sat akbulut inşaat pendik satılık daire atlas park avm mağazalar bursa erenler hava durumu galleria avm kuaför bandırma edirne arası kaç km prof dr ali akyüz kimdir venom zehirli öfke türkçe dublaj izle 2018 indir a101 cafex kahve beyazlatıcı rize 3 asliye hukuk mahkemesi münazara hakkında bilgi 120 milyon doz diyanet mahrem açıklaması honda cr v modifiye aksesuarları ören örtur evleri iyi akşamlar elle abiye ayakkabı ekmek paparası nasıl yapılır tekirdağ çerkezköy 3 zırhlı tugay dört elle sarılmak anlamı sarayhan çiftehan otel bolu ocakbaşı iletişim kumaş ne ile yapışır başak kar maydonoz destesiyem mp3 indir eklips 3 in 1 fırça seti prof cüneyt özek istanbul kütahya yol güzergahı aski memnu soundtrack selçuk psikoloji taban puanları senfonilerle ilahiler adana mut otobüs gülben ergen hürrem rüyada sakız görmek diyanet pupui petek dinçöz mat ruj tenvin harfleri istanbul kocaeli haritası kolay starbucks kurabiyesi 10 sınıf polinom test pdf arçelik tezgah üstü su arıtma cihazı fiyatları şafi mezhebi cuma namazı nasıl kılınır ruhsal bozukluk için dua pvc iç kapı fiyatları işcep kartsız para çekme vga scart çevirici duyarsızlık sözleri samsung whatsapp konuşarak yazma palio şanzıman arızası